ana sayfa

TİROİD HORMON YETMEZLİĞİ (HİPOTİROİDİZM) ŞİŞMANLIĞA NEDEN OLUR.

Şişmanlıkla en yakın ilişki içinde bulunan tiroid hastalıkları göz ardı edilirken bilimsel olarak, tiroid, bu alanda en önce dikkat çekilmesi gereken organımızdır. Şişmanlık; basit (beslenme alışkanlıklarındaki bozukluklara bağlı) veya patolojik obezite (hastalıklara bağlı) olabilir.

Basit Şişmanlık Şişmanlık basit bir kilo alma sorunu değildir. Şişmanlık, vücudunuzda bazı şeylerin “yanlış” ve “hatalı” yürüdüğüne işaret eder. Bu yanlışlık bazen sizin beslenme alışkanlıklarınızdadır. Örneğin, az sayıda öğünle (günde bir veya iki defa) yemek yediğiniz halde kilo alabilirsiniz. Akşam saat 19:00’dan sonra yemek, kuruyemiş, dondurma, tatlı, meyve ve hatta şekerli çay kilo almanız için yeterlidir. Sebze ve meyve yemeyen veya az yiyenlerin kilo alması doğaldır. Uzun süre aç dolaşıp ondan sonra  doyurucu yemek yemek kilo aldırır. Bunun en tipik örneği, Ramazan ayında oruç tutan kişinin kilo almasıdır.  

Ayrıca, sizi üzen, strese sokan durumlarda salgılanan hormonlar nedeniyle çabuk acıkabilir ve ihtiyacınız olan kaloriden daha fazlasını alırsınız. Bunun farkına bile varmayabilirsiniz. 

Ruhsal açıdan çökmüş (depresyonda)  olan bazı kişiler, yemek yiyerek, abur cubur atıştırarak bir çeşit “tatmin yolu” bulurlar.  Zaten depresyonlu hastaların çoğunda metabolizmanın yavaşladığını da dikkate alırsak bu atıştırmalar ve fazladan yenen miktardaki yemekler kilo alma ile sonuçlanır.

İş bu son örneklerde görüldüğü üzere kilo almanız vücudunuza ilaveten ruhsal açıdan “yanlış” yürüyen bazı durumlara bağlı olabilir. Yukarıdaki örneklerdeki şişmanlıkları “basit şişmanlık” olarak adlandırabiliriz. Ancak, bu kişilerde şişmanlık kalıcı bir hal alırsa basit şişmanlık ciddi sağlık sorunlarına neden olan diğer hastalıklara da neden olur. 

Şişmanlık, yanlış beslenme alışkanlıkları veya aşırı beslenmeye bağlı ise bilinçli bir  diyet ile sıkı bir egzersiz programı ve düzenli spor yapmak sizi zayıflatabilir.  

Hastalıklara Bağlı Şişmanlık Bazı tıbbi durumlarda hasta gerçekten doğru beslense de şişmanlar. Bu hastalarda tıbbi durum yeterli tedavi ile düzeltilmedikçe hiç bir diyet kalıcı zayıflama sağlayamaz. İşte bu tıbbi durumların başında tiroid hastalıkları gelir.  

Tiroid hormonu “metabolizma hızımızı” belirleyen ana hormondur. Tiroid bezesinin yetersiz hormon salgıladığı durumlarda (tiroid hormon yetmezliği; hipotiroidizm) metabolizma yavaşlar ve şişmanlık ortaya çıkar. Bu şişmanlık, göz çevresinde, göbek etrafında ve daha ziyade vücut alt bölümünde kendini gösterir. 

Tiroid hastalıklarının şişmanlık yapması için çok belirgin hormon bozuklukları yapmasına da gerek yoktur. 2005 yılında yayınlanıp tıp literatürüne giren geniş çaplı bir araştırmada, Moulin de Moraes ve arkadaşları, 30-50 yaş arasındaki şişmanların %25’inde yani her 4 şişman kişiden 1’inde hafif düzeyde TSH yüksekliği mevcut olduğu, diğer hormonların tamamen normal olduğunu ortaya koymuştur. Bu sonuçlar aslında bugüne kadar bilinen ve beklenenden yüksektir. Üstelik, önceden tiroid hastalığı olduğu bilinen kişiler bu çalışmaya dahil edilmemiştir. Yani tamamen normal olarak bilinen şişman denekler bu çalışmaya dahil edildiğinde bunların %25’inde (dörtte birinde) tiroid hormon yetmezliği saptanmıştır.

Zayıflama rejimine girecek hastalarda öncelikle tiroid hormonu ölçümleri yapılmalıdır. Bu amaçla tarama testi olarak TSH isimli hormon ölçülmelidir. Bu hormon tiroid bezesinin çalışma ve fonksiyon düzeyi hakkında önemli bilgiler verir. Bu testte anormallik varsa diğer tetkikler istenir.  Fakat dikkat edilmesi gereken husus, bu hormonun düzeyinin her yaşta aynı olmayacağıdır. Subklinik hipotiroidizm (gizli tiroid hormon yetmezliği) dediğimiz hastalıkta TSH değeri hastanın yaşına göre hafif düzeyde yükselmiştir, diğer tiroid hormonları ve antikorları ise tamamen normaldir. TSH’taki bu hafif yükseklik her zaman “laboratuar normal değeri”nin çok sütünde olmayabilir. Bu TSH değerlendirmesini yaparken hastanın yaşına, cinsiyetine, çalışma koşullarına, fizyolojik durumuna (örneğin hamile, loğusa olup olmadığına) göre “düzeltilmesi” ve ona göre değerlendirilmesi gerekir. Örneğin, aktif, genç bir hanımın TSH düzeyi, yaşlı ve pasif bir yaşam süren diğer bir kadından daha düşük olması beklenir. Bu tetkikler yorumlanırken hastadaki muayene bulguları da dikkate alınmalıdır. Bu tür ince ayrımlar yapmadan yapılan değerlendirme “border-line” olarak adlandırılan “sınırda” tiroid hormon yetmezliği (hipotiroidizm) vakalarının gözden kaçırılmasına neden olur.

Haşimato Hastalığı olarak bilinen diğer bir durumda da şişman hastada tiroid antikorları yüksekken TSH değeri eskiye göre kısmen yükselmiş de olsa hala laboratuvar normal değeri içinde bulunabilir. Ayrıca bu hastalarda çoğunlukla tiroid hormonları da normaldir.  Bu nedenle sadece TSH ölçerek sizin şişmanlığınız tiroide bağlı değil” şeklinde hastaya bilgi vermek ve hastayı diyete tabi tutmak yanlış ve yanıltıcıdır. 

Ayrıca, tiroid hormon yetersizliği sonucunda, şişmanlığa ilaveten, vücutta başka sorunlar da vardır. Örneğin bu hastalarda kolesterol düzeyi de çok yüksektir.  Bu da, bu kişilerde şişmanlığa ilaveten beraberinde kalp-damar sistemi hastalıklarının da olabileceğine işaret eder. Dolayısıyla, kilo verdirici rejimlerin bir parçası olan fiziksel egzersiz bu kişilerde dikkatle planlanmalıdır.  

Bu  bilimsel gerçekleri dikkate almadan dikkate almadan yapılan zayıflama rejimleri hem kalıcı sonuç vermez hem de hastalar için ciddi tehlikeler yaratabilir. Şişmanların diyetle veya sporla zayıflama programlarına dahil edilmesinden önce deneyimli bir uzman tarafından tiorid odaklı değerlendirmesinin yapılması gerekir. 

Bu muayene ve değerlendirmede, hafif düzeyde de olsa tiroid hastalığı saptanan şişmanların  öncelikle tiroid hastalığı yönünden tedavi edilmesi, tiroid hormon düzeyi normale geldikten sonra uzman hekim kontrolünde ve deneyimli diyetisyenlerin işbirliği ile kilo verdirici rejime alınması gerekir. Aksi halde, kilo verdirilse bile, bu hastaların tekrar ve hızla eski kilolarına gelmesi kaçınılmazdır.

Bazı diyetisyenlerin hekim kontrolü olmadan direk obez hasta kabul edip bir çok kan tahlili, hormon ölçümleri ve hatta filmler istediği maalesef ülkemizde bir gerçektir. Bu yapılan ölçümlerin değerlendirilmesi “otomatik” değildir, ciddi bir klinik hekimlik deneyimi gerektirir. Elde edilen sonuçlar “laboratuvar normal değerleri” içinde olsa dahi bu sonucun bazı tiroid hastalıklara işaret ettiğine tanık olabiliyoruz.

Bir süre önce basında da yer aldığı üzere, bazı hastalara hiçbir tiroid hastalığı olmadan, kapsamlı bir tiroid değerlendirmesi ve muayenesi yapılmadan diyet listelerinin sonuna guatr ilaçları (Tefor, Levotiron, L-Thyroxin vs)  eklenmektedir. Bu durum da çok sakıncalıdır. Çünkü tıbben her ilaç bir hekim tarafından yazılmalı ve sorumluluğu üstlenilmelidir.  Kaldı ki tiroid hormon yetmezliği olmadığı halde tiroid ilaçları vermek bazı yan tesirleri de beraberinde getirir. Bu ilaçlar tiroid hormonu olup gerekmedikçe kullanılmaz ve ancak hekim tarafından verilebilir. Bu ilaçlar reçeteye tabi olup hekim olmayan yardımcı sağlık personeli, diyetisyen, beslenme uzmanı, komşu, arkadaş ve eş dost tavsiyesi ile kullanılmaz. Bu ilaçlar gerekmediği halde kullanılırsa “tiroid hormon fazlalığı” (hipertiroidizm) durumu ortaya çıkar ki bu da ciddi yan tesirleri vardır. Yan tesirleri ciddi ama sinsidir. Çarpıntı, kalp krizi, beyin kanaması, ritm bozukluğu, kaşıntı, saç dökülmesi, kemik erimesi, yüksek tansiyon ve kalp büyümesi bu yan tesirlerin bir kısmıdır. Tiroid uzmanları dahi bu ilaçları kullanırken mikrogram düzeyinde ve çok hassas dengeler içinde kullanır.

ana sayfa